|
|
istanbul11535 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Atatürk7933 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
bira3927 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
lost3754 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
80s3203 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
sanat3074 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
felsefe2923 üyesi var. üyelik yönetici onayı ile. |
|
|
edebiyat2853 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
kahve2705 üyesi var. üyelik serbest. |
|
|
Fight Club1893 üyesi var. üyelik serbest. |
Usta Hocalardan GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESİ VE LİSELERİNE HAZIRLIK DESEN DERSLERİ.
İstanbulun buram buram sanat kokan Beyoğlu ilçesinde, sanat ve sanatçılarla iç içe Güzel Sanatlar Fakültesi ve Liselerine hazırlık desen dersleri verilmektedir.
Kurslar hakkında ayrıntılı bilgi için; 0212 2920038-0531 7125343'nolu numaradan veya 'sanatakademisi@windowslive.com' adresinden bize ulaşabilirsiniz.
Yavru Taner'in öyküsüdür;
İki şahin severek evlenmişti. Arazinin en yüksek tepesine kurdular yuvalarını. Aşklarının görkemli (k)anıtıydı o yükseklik. Yuvalarını en güzel otlarla süslediler. Rüzgâr her estiğinde ıslık çalan küçük dallar koydular kenarlarına. Müziksiz mutlu olamayacaklarını düşünenlerdendiler.
Bir gün bir yavruları oldu.
Mutluluktan ''uçuyorlardı''
Onun büyümesinin hiçbir anını kaçırmak istemiyor, her hareketini beyinlerine kaydediyorlardı.
Çok özel bir yavruları olduğunu düşünüyorlardı. Çok hareketliydi. Kendine çok güveniyordu. Sınırları zorlamaktan çekinmiyordu. Gel zaman git zaman yavru Taner büyümeye başladı. Parlak tüyleri çıkıyordu.
Yavru Taner bir an önce ''büyük'' bir şahin olmak istiyordu. Kanatlarının güçlendiğini hissediyor, pençesi ve gagasını sürekli yuvadaki dallara sürterek keskinleştiriyordu. Tırnakları henüz minik olsa da gelecekte keskin bir kılıca benzeyecekti.
O yükseklerde uçmak için doğmuştu. Olduğu yerde duramayanlardandı.
Tüyleri çıktıkça, ‘’Benim de anne-babamdan bir eksiğim yok’’ diye düşünüyordu: ‘’Onların yaptığı her işi ben de yapabilirim!’’ Kanat pazularını sıkıyor, babasının kanatlarıyla kıyaslıyordu.
Sık sık soruyordu: ‘’Baba ben ne zaman uçacağım?’’
‘’Boşlukta kanat açmadan uçup uçamayacağını bilemezsin,’’ demişti bir kere babası dalgınlıkta. Bu söz aklına takıldı yavru Taner’in.
O da boşlukta kanat açarsa, kanatlarının anne-babasınınki kadar büyük olduğu ortaya çıkacaktı. Buna inanmıştı. Güveniyordu kendine.
Her canlının hayatında kaderinin döndüğü bir an gelir.
Başına gelen olaylar, içinde olanları ortaya çıkarır.
O gün her zamanki gibi anne-babası onu yuvada gizlemiş, karınlarını doyurmak ve ona yiyecek bulmak için yuvadan uzaklaşmışlardı.
Onu sıkı sıkı tembihlemişlerdi:
‘’Yuvada saklandığın yerden asla çıkma, sakın ses çıkarma, kanatlarını açıp kendini gösterme, yuvanın kenarına yaklaşma, sakın uçmaya kalkma düşer ölürsün.’’
Oysa yapıl(a)mayacaklar listesi hiç de ona göre değildi! Sınırların ötesine uçmak, olamaz denileni denemek, kendi kanatlarına güvenmek onun ‘’fabrika ayarlarında’’ vardı.
O gün yine saklandığı yerde beklerken, her zamanki gibi içi kaynıyordu. Yalnızdı, sıkılmıştı, bunalmıştı. Kafes gibi gördüğü o yaprakların altında, homurdanıp duruyordu. Gizlenmek istemiyordu artık. Çünkü korkmuyordu.
Anne-babası onu gizlemek istiyordu ama o kendini göstermek istiyordu!
O an içinden kabarıp gelen bir gücün verdiği cesaretle, gizlendiği yerden çıktı.
Etrafına şöyle bir baktı her şey harika görünüyordu. Güneş, ağaçlar, diğer kuşlar.
Şöyle sıkı sıkı gerildi, kanatlarını tek te kesnetti Kanat kaslarını sıktı. Kasları gözüne dev bir yumruk gibi göründü. Güçlü bakışlarla etrafı taradı. Hatta av bile aradı! Korkmuyordu, artık gizlenmeyecekti. Kendi kabuklarını kırmıştı bir kere.
Yavrunun yerinde durmaya hiç niyeti yoktu. Yuvanın kenarına yaklaştı. İkinci sınırı zorlayacaktı. Yapma denileni yapıp saklandığı kovuktan çıktığı için hiç de pişman olmamıştı, anne-babası yanılıyordu!
Bu defa yuvadan uçmayı düşünüyordu. Hem de kendi kanatlarıyla! Güveniyordu da kendine. Kenara iyice yaklaştı. Aşağı baktı, içinde bir ürperme hissetti. Geri çekildi. Yoksa korkuyor muydu? Korktuğunu düşünmek bile onu kızdırmıştı.
Acaba yapabilir miydi? Yapabilecek miydi? Denemeden bilemezdi!
Düşündü, taşındı, kaşındı.
Kararını vermişti. Uçacaktı!
Tekrar yuvanın kenarına geldi.
Uçuruma baktı, kanatlarına baktı.
Derin bir nefes aldı…
Gözünü kapattı, kanatlarını açtı…
Ve aniden yuvanın kenarından ileri atılıp kendini boşluğa bıraktı.
Hayatın gözümüzü henüz korkutmadığı çocukluk ha(ya)llerimizdeki gibi. Neyi yapamayacağını bilmemenin verdiği cesaretin ortaya çıkardığı yapabilme gücü gibi.
Küçük Taner özgürlüğe uçtu ama maalesef kanatları hayalleri kadar güçlü değildi.
Hava boşluğunda çırpınmaya başladı.
Kanatlarını çırptı… Çırptı… Çırptı…
Düşmeye başlayınca daha hızlı çırptı…
Biraz daha düştü, biraz daha hızlı çırpmaya başladı kanatlarını.
Gittikçe yoruluyor, yoruldukça yere daha hızlı düşüyordu.
Hayal gücü ayaklarını yerden kesmeye yetmişti ama kanat gücü onu hayallerine taşımaya yetmemişti.
Çığırmaya başladı. Avazı çıktığı kadar bağırıyordu.
Anne-babasını çağırıyordu.
Ama yoktular.
Zavallı yırtıcı hızla yere düşüyordu.
Sadece yuvasından değil, düş’ünden de düş’üyordu.
Yavru Taner yere düşerken kanat çırpmaya devam etmiş, büyük bir azimle çırpılan küçük kanatların etkisiyle havada sağa sola savrulup ağaç yapraklarının arasına denk gelmişti. Yapraklar onu ellerinde dolaştırırken, hem düşmenin şiddeti hafiflemiş, hem de tam o sırada yavrularına yiyecek aramak için dolaşan bir anne çaylak kuşu, düşmekte olan yavrunun çıkardığı gürültüyü duymuştu.
Anne çaylak önce yırtıcı bir kuşun yiyeceğini düşürdüğünü sandı. Onu kapmak için koştu ama hayat ona ilginç. Bir sürpriz hazırlamıştı.
Anne çaylak gidip, yavru şahinin düşeceği yerde durdu, bekledi tam düşeceği sırada düşenin bir yavru olduğunu anlayıp, kanatlarını açarak onu kanatlarının üzerine aldı.
Talih ile cesaret arasında aşk-nefret ilişkisi vardır! Talih cesareti bazen öylesiye sever, bazen kıskanır, ona çelme takar. Yavru Tanerse talihin cesaretle arasının iyi olduğu bir anda yere düşmüştü.
Doğru bir şeyi yanlış zamanda yapmıştı ama cesaretinin ve çabasının gücü, yetersizliğin eksikliğini kapatmıştı. Hayat bazen böyledir; bir güçlü doğru, birkaç yanlışı kapatır!
Karşısında şahin yavrusunu görünce çaylak önce şaşırdı, sonra sevindi. Bir yırtıcı kuşun yavrusu kollarına düşmüştü. O yavru artık onundu. Onu öldürüp kendi çocuklarıyla yiyebilirdi ama o farklı bir şey yaptı. Onu da diğer çocuklarıyla beraber, onlardan ayırmadan büyütmeye karar verdi. Böylece o bir şahinin annesi olacaktı. Bu durum ona gurur vermişti, çok hoşuna gitmişti.
Cesur Taner, artık ‘’çaylak’’ Taner’di.
Çaylak yavruları arasında büyümeye başladı.
Başlangıçta bir sorun yoktu, gayet güzelce geçinip gidiyorlardı.
Yavru Taner büyüdükçe, kendisinin kardeşlerinden farklı olduğunu düşünmeye başladı. Bilirsiniz işte, ait olmadığı yerde, ait olmadığı insanlar arasında yaşama duygusu. Anne çaylak, ona gerçeği söylememişti, çünkü bir yırtıcı kuşun annesi olmaktan gurur duyuyordu. Söylerse onu kaybetmekten korkuyordu.
Acaba sizi kaybetmemek için size potansiyelinizle ilgili söylenen yalanlar nelerdir? Bir insanı sevdiği için onu sınırlamak, onu kaybetmemek için onun kendisini bulmasına engel olmak…
Kaç anne, baba, sevgili, karı, koca, yapıyor bunu?
Gittikçe içine kapandı. Kardeşlerinden uzak durmayı, yalnızlığı seçiyordu. Onlara sebepsiz yere hüzünlü görünüyordu. İçinde bir huzursuzluk ve ‘’ait olduğum yerde değilim!’’ diyen bir ses vardı.
Günlerden bir gün onun bu halini gören anne çaylak, neden bu kadar kederli olduğunu sordu. ‘’içimde bir sıkıntı var’’ dedi çaylak taner, ‘’izin verirseniz, buralardan gitmek, değişik ülkeleri ve yerleri gezip, üzüntümü biraz dağıtmak istiyorum!’’
Anne çaylak duydukları karşısında çok şaşırmış ve üzülmüştü. Sonra kendini toplayıp başladı konuşmaya:
‘’Yaşadığımız yerde mutsuzsak ya da karnımızı doyuramıyorsak başka ülkelere gideriz. Biliyorsun ki, senin durumun böyle değil. Seni diğer yavrularımdan ayırmıyorum. Bir dediğini iki etmiyorum. Seni çok sevdiğimi, sana ne kadar özendiğimi biliyorsun. Sana yedirdiğimi onlara yedirmiyorum. Senin için başka ne yapabilirim ki?’’
Şahin yavrusu, suskun ve sessizdi.
Başı öne eğik, düşünceli bir şekilde dinliyordu anne çaylağı.
Birilirsiniz belki, ait olduğu yere gitmek için sevdikleriyle yüzleşme anı geldiğinde zor anlar yaşanır. İçte gitme isteği kabarınca, gitmek de zordur, kalmak da.
Şahin yavrusu giderse bir parçası (anıları, ailesi, geçmişi) geride kalacaktı, kalırsa diğer bir parçası (cesareti, hayalleri, kendine duyduğu inanç) onu bırakıp gidecekti…
Ait olduğumuz yeri bulmak için yola çıkmak isterken, mevcudu terk edememek. Sizin de başınıza geldi mi hiç?
Anne çaylak, Taner’in kararlı olduğunu görünce, ona belki ikna olmasına yardımı olur diye uzaklara gitmenin tehlikeliri üzerine bir hikâye anlattı. Her başarı öyküsünün bir yerinde kahramana anlatılmış ‘’boşuna deneme, olmayacak’’ öyküsü vardır. Şimdi de yavru taner bu kendine inanma sınavını veriyordu.
Anne çaylağın, belki onu vazgeçirir düşüncesiyle anlattığı bir hikaye, yoksul ve yaşlı bir kadının, tembel ama açgözlü kedisi hakkındaydı. Yaşlı kadının artıklarıyla beslenen kedi, kadının yoksul olması yüzünden doğru düzgün bir şey yiyemiyordu.
Her gün zayıflıyor, çelimsizleşiyordu. Bir gün şişman, parlak tüylü bir kedi gördü. Onu kaplan, kendisini fare gibi görüyordu. Ona nereden beslendiğini sordu.
‘’Padişahın sarayına gidiyorum, sen de gel, sen de iyi beslen,’’ dedi. İki kedi anlaştılar. Semiz kedi, saraya bir sonraki gidişinde miskin kediye haber verecekti.
Miskin kedi akşam yaşlı kadına konuyu açtı. Yaşlı kadın, ‘’Hırs insana zarar verir, bulduğuna şükretmeli!’’ dedi. Kedi güldü.
Sabah semiz kediyle beraber saraya gittiler. Gördükleri ilk yemek artığına atıldılar. Ama o gün sarayda bir şeyler değişmişti. Padişah yüzlerce kedinin gürültüsünden rahatsız olmuş, yabancı kedilerin görüldüğü yerde okla vurulmasını emretmişti.
Okçular harekete geçince, diğer kediler hemen kaçtı. Bizim tecrübesiz ve tembel kedi onlar kadar atik değildi, kaçamadı. Midesinden yediği bir okla oracıkta öldü.
Hikayeyi tamamlayan anne çaylak, ‘’Eğer elindekilerle yerinmezsen, senin de sonun böyle olur, bu hikâyeden ders al,’’ dedi.
Elindekilerle yetinmek mi, yapabileceğinin en büyüğünü yapmak, olabileceğinin en iyisi olmak mı? Hangisini tercih etmeli insan? Siz Taner’in yerinde olsaydınız, bu hikâyeyi dinledikten sonra ne yapardınız?
Sizi bilemem ama bizim özgür ve özgün ruhlu Taner kararından dönmedi. Anne çaylak kendisini sevdiğinden, ona yakın olmak istediğinden bunları anlatıyordu. İyi niyetle yaklaşıp şahinin hayata karşı gözünü korkutmak istiyordu.
Çünkü korkakları kontrol etmek daha kolaydır.
Onun için yavru tanerin ait olduğu yeri bulması değil, her zaman sevebileceği yakınlıkta olması önemliydi. Ne çok başarı, bu sevgi duygusuna kurban verilmiştir bir bilseniz…
Hikayenin sonunda şahin yavrusu, bilinmedik topraklara kanat açmaya karar verir. Kırılmadan ve kırmadan asil ve minnettar bir şekilde veda eder ailesine.
Onları kendi küçük dünyalarında mutlu yaşamalarıyla bırakır, kendisi ait olduğu yeri, bildiğinin ötesinde olanı, yaşamadığı için çok şey kaçırdığı yerleri, içgüdülerinin götürdüğü yeri görmeye kanat açar. Kendi kanatlarıyla uçabiliyordur. Hem de uçmak istediği yere, uçmak istediği kadar. Limiti kendisidir artık.
Bildiğimin ötesine gitmenin, kendi kanatlarımla uçmanın, ödülünü de bedelini de yaşadım. Daha önce görmediğim yerler gördüm. Daha önce avlamadığım kuşlar avladım. Daha önce tanımadığım düşmanlarla kapıştım. Daha önce yaşamadığım sert iklimlere alıştım.
Ben, kendim için doğru olanı yapmıştım. İçimdeki ‘’fabrika ayarlarına’’ döndüm, içimde olana uygun yaşadım, yüreğimin götürdüğü yere gittim, iç sesimde kendimi buldum. İçimdeki kasvet duygusu dağıldı artık, her kanat açışımda daha fazla içim açılıyor. ‘’Eğer orada kalsaydım, bütün bunları yaşamamış olacaktım’’ derim sık sık.
Bu hikâye Kadim Hint öykü kitabı Kelile ve Dimne’den alıntıdır çok beğendiğim ve imrendiğim için kendime uyarladım.
Kalile ve Dimne’ye göre hikâyenin sonunda, bir gün bizim şahin bir kral görür. Kral doğanıyla ava çıkmıştır. Bir kuşu yakalaması için doğanını serbest bırakır. Bizim şahin doğandan atik davranıp, ondan önce kuşu yakalar. Bunun üzerine kral himayesindeki şahinlerden birini ona gönderir, yeteneğini takdir ettiğini, gelip sarayında yaşaması için davet ettiğini söyler. Şahin daveti kabul eder ve saraylı şahin olur. Kral onu çok sever. Sarayın en gözde şahini olur.
Her şey sınırlarını zorlamakla başlamıştır. Hayal ettiğinden fazlasını hayatında görmekle devam etmiştir. Kadim Hint öyküsü böylece biter.
Yavru şahinin hikâyesi kendi kanatlarıyla yükselmeye çalışanların yaşadıkları pek çok tipik durumu yansıtır. Hayalindeki hayata kendi kanatlarıyla uçanlar neler yaşar?
Hemen hepsi bir dönem ait olmadıkları yerlerde, ileride hayatlarında olmayacak insanlar arasında yaşamışlardır. Karşılarına iyi insanlar da kötü insanlar da çıkmıştır, onlara destek olanlar kadar engel olanlar da olmuştur. Umutlarına kanat verenlerle de, kanatlarını kırpanlarla da karşılaşırlar.
Hemen hepsine ‘’senden bir şey olmaz, hayal kurma, üzülürsün,’’ diyen birileri vardır. Güzel hayalleri kürtaj eden bu kişi çoğu kez, onları seve, iyi niyetli, en yakınlarındaki insanlardan biridir. İnanırım ki, ‘’Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir.’’ Sözü ilk defa bu hayal katilleri için söylenmiştir.
Neyse ki bu insanların çoğu, şahin yavrusu gibi, ‘’Sen yapamazsın’’ öykülerine karşı güçlü bir bağışıklık sistemine sahiptir. Yapamazsın öykülerine karşı, yapabilenlerin öyküleriyle, yani ‘’azmin zaferi’’ hikâyeleriyle kendilerini savunmayı bilirler.
Bir gün, gitmek zamanı geldiğinde, sevdiklerine sadakat, kendi başarı kapasitelerine ihanet anlamına geldiğinde, hayalleri için ‘’vakur bir edayla’’ çekip gitmeyi bilirler. Gitmek zamanı geldiğinde kalıp da bir ömür söylenmektense, giderken içinden birkaç damla gizli gözyaşı dökmeyi tercih ederler.
Ve bir gün, bir şekilde –kralın şahinin içindeki cevheri görmesi gibi- önemli birileri tarafından keşfedip değerlendirilirler! İnsanın içinde ‘’cevher’’ varsa, bu bir gün, bir yerde, bir şekilde, kendini gösterir. Atasözüdür; delikli boncuk yerde kalmaz!